Pazar, Aralık 02, 2012

Öğrendim ki...





Öğrendim ki...
Kimseyi sizi sevmeye zorlayamazsınız.
Kendinizi sevilecek insan yapabilirsiniz,
Gerisini karşı tarafa bırakırsınız.

 ...Öğrendim ki...
Güveni geliştirmek yıllar alıyor,
Yıkmak bir dakika.

 Öğrendim ki...
Hayatında nelere sahip olduğun değil
Kiminle olduğun önemli.

Öğrendim ki...
Sevimlilik yaparak 15 dakika kazanmak mümkün
Ama sonrası için bir şeyler bilmek gerek.

Öğrendim ki...
Kendini en iyilerle kıyaslamak değil
Kendi en iyinle kıyaslamak sonuç getirir.

Öğrendim ki...
İnsanların başına ne geldiği değil
O durumda ne yaptıkları önemli.

Öğrendim ki...
Ne kadar küçük dilimlersen dilimle
Her işin iki yüzü var.

Öğrendim ki...
Olmak istediğim insan olabilmem
Çok vakit alıyor.

Öğrendim ki...
Karşılık vermek
Düşünmekten çok daha basit.

Öğrendim ki...
Bütün sevdiklerinle iyi ayrılman gerek
Hangisi son görüşme olacak bilemiyorsun.

Öğrendim ki...
'Bittim' dediğin andan itibaren
Pilinin bitmesine daha çok var.

Öğrendim ki...
Sen tepkilerini kontrol edemezsen
Tepkilerin hayatını kontrol eder.

Öğrendim ki...
Kahraman dediğimiz insanlar
Bir şey yapılması gerektiğinde
Yapılması gerekeni
Şartlar ne olursa olsun yapanlar.

Öğrendim ki...
Affetmeyi öğrenmek deneyerek oluyor.

Öğrendim ki...
Bazı insanlar sizi çok seviyor
Ama bunu nasıl göstereceğini bilemiyor.

Öğrendim ki...
Ne kadar ilgi ve ihtimam gösterseniz
Bazıları hiç karşılık vermiyor.

Öğrendim ki...
Para ucuz bir başarı.

Öğrendim ki...
En iyi arkadaşla sıkıcı an olmaz.

Öğrendim ki...
Düştüğün anda seni tekmeleyeceğini düşündüklerinden bazıları
Kaldırmak için elini uzatır.

Öğrendim ki...
İki insan aynı şeye bakıp
Tamamen farklı şeyler görebilir.

Öğrendim ki...
Aşık olmanın ve aşkı yaşamanın çok çeşidi vardır.

Öğrendim ki...
Her şartta kendisiyle dürüst kalanlar
Daha uzun yol yürüyor.

Öğrendim ki...
Hiç tanımadığın insanlar,
iki saat içinde,
senin hayatını değiştirir.

Öğrendim ki...
Anlatmak ve yazmak ruhu rahatlatır.

[ Ataol Behramoğlu ]

Perşembe, Ekim 18, 2012

Değişim

 "Kimseyi değiştiremezsin hayatta. Ve kimse için de değişmemelisin. Kimliğini kaybettiğin an yaşamını çöpe attın demektir. İstemediğin sürece hiçbir şey için ödün vermeyeceksin hayatta. Gün gelir verecek bir şeyin kalmaz çünkü. Her şeyi sen istediğin için yapacaksın, başkası senden istediği için değil. Ve sen, sen olarak kaldığın sürece senin yanında olanlar da mutlu olacaktır. Bırak hayatına eşlik etmek isteyenler gelsin seninle. Yolun bitimine kadar gelmeleri şart değil. Herkesin gidebileceği bir yol vardır. Sen yeter ki yanında yer ayırmayı bil. Ne sen kimse için mecburi istikametsin, ne de bir başkası senin için.. Seninle gelmek isteyenleri yanına al, belki beraber daha çok şey katabilirsiniz bu hayata. Yanındaki seni mutlu ettiği sürece kalsın hayatında, zorlama kendini. Hayat rahat ve anlayışlı insanlarla
Ve hayat hak ettiği gibi yaşandığında güzel..
Ve unutma; aynı dili konuşanlar değil aynı duyguyu paylaşanlar anlaşabilir.."
Charles Bukowski



"Oh I pray.
I pray,
When it's time for me to say goodbye
I'll never forget looking in your eyes,
I pray,
That I feel your touch
And that God doesn't forget our love,
I pray,
When I close my eyes,
I can still see visions of you on my mind.
I pray,
That I see you in another life,
I pray that you still by my side."


Çarşamba, Ekim 10, 2012

Gyeongju Sooohjae


Lee Seung Gi'nin kalmış olduğu oda sol tarafta. Benim kaldığım oda ise aşağıda.  Kore Hükümeti Kültür Bursu 'na başvuru yazımda Kore'de ki alışveriş mağazalarına gitmek yerine köye ve yaşamaya devam eden tapınakları ziyaret etmek istediğimi belirtmiştim. Kabul aldıktan sonra home stay olarak bir ailenin yanında kalacağımız yazıyordu, bizde giderken hediyeler hazırladık. Türk kahveleri, pişmaniye, şekerpare, nazar boncukları, Kore'de Narni' nın kitabında ki şekerleme olarak biline lokumlar, çekirdek alıp gitmiştik ki bir ailenin yanında kalmak yerine farklı bir şehirde 4 - 5 kişilik gruplar halinde kalacağımızı öğrenip üzülmüştük ta ki pirinç tarlalarını, kimchi kaplarını görene kadar.. Karadenizli olduğum için mi bilmiyorum ama bir şehir de yeşilin tonları olmalı, havasını soluduğun zaman nefes alabildiğini hissetmelisin. Vardığımız zaman ilk kez Türk öğrencilerle beraber aynı odayı paylaşıp, yabancı öğrencilerle bir araya gelip geleneksel danslarımızı sergiledik. Erkekler bir kamyonla bizim köyümüzden daha çağdaş olan bir köye yerleşti. Wifileri, plazma televizyonları, playstationlarının olduğunu öğrendiğimizde fazlasıyla kıskandık. Köyde kalacağımız ilk gün için Türk arkadaşlarımdan Şerife'nin doğum günü için bir pasta aldık, alırken yine domuz eti var mı krizi yaşadık. Korece'yi öğrenemezsek noluyormuş ahjusshi ve ahjummalar bize yardım etmek ve anlamak için bizden daha çok telaş yapıyormuş. O akşam arkadaşlarımdan birisinin böcek fobisi olduğu için dışarıya çıkamadık. Telefonumu sık sık Kırgız ve Özbeklere ödünç veriyordum, onlarda konuşup ağlıyordu.. O akşam çıkıp uzun uzun onlarla konuştuk. Ardından böcek fobisi olan arkadaşımın yanına gidip aklını dağıtmaya çalıştık. Böcek gördüğü anda çığlık atıp, ağlamaya başlıyordu. Daha önce hiç köyde kalmamış. Gece yatarken'de tüm pencereleri kapatacaktık ama aramızdan birisinin de astımı varmış ve bir cam açık uyumuşuz, sabah kalktığım zaman titriyordum, burnum kıpkırmızıydı. Ama yine de güzeldi, akşamı iple çekiyordum.. Yemekler arasında domuz eti pişirilirken bizim için de ördek eti pişirildi. Duck yiyebiliyor musunuz diye sordukları zaman biz dog yemiyoruz nasıl ya? deyip TA' lere bakakalmıştık, sonra da ördek sesi çıkarmıştı yanlış anladığımız zaman. Kesinlikle bunu yaparken çok tatlıydı ama sevgilisi olduğunu sık sık gezide kızlarla birbirimize hatırlattığımız gibi, burada da hatırlatmak istiyorum. 


Arirang'ı çalarken bu tatlı amcanın Lee Seung Gi ile çekilmiş bir fotoğrafı var, hemen arkasında ki çerçevede. Yerinde olup böyle bir köyde kalmayı isterdim ama sevdiğim insanlarla birlikte. Her şeyden vazgeçmeyi istiyorum bazen ama yalnız kalmaktan korkuyorum, gerçekten birisine bağlanabileceğimi hissettiğim zaman onu asla bırakmayacağım. Sevgiye bağlanmak, onu korumak, büyütmek kadar güzel bir şey var mı bu Dünya'da? Seviyorum sizi! Gelelim köyümüzde geçen ikinci güne bunu anlatmayı sabırsızlıkla bekliyordum çünkü rüzgara karşı koyabildiğim nadir anlardan birisi. Bisiklet sürmesini Kolambiyalı Laura ve Afrikalı Yaw böcek fobisi olan arkadaşıma ve bana öğretti. Pirinç tarlaları arasında yaklaşık 6 -7 saat bisiklet sürdüm, sabah elbiseyle sürmeye yeltendiğimde bacaklarım nasıl sızlıyordu. O akşam bizim için köyde ilaçlandığı için böcek fobisi olan arkadaşımla beraber hiç içeriye girmedik. Akşam pijamalarımı giyip ilk pijama partime gittim, Arjantinli kızlarla beraber yeni aldığımız ojeleri deneyip, ardından ilginç öğrenci kahvelerden içip Latin Amerika'ya özel farklı tadı olan bir çikolata yedik. Ardından Türk lokumları.. Müzik ve dans.. Alışverişe çıktığımız her anda buraya tekrar geleceğim deyip durdum, şu anda sınırları zorlayıp tekrar gitmeyi o kadar çok istiyorum ki. Bir Türk diplomat kızı içi bu kız Japon milliyetçisi demişti, sanırım ben de kendimi Kore'ye kaptırdım ama anlaşılması gereken bir şey var. Türküm bundan gurur duyuyorum! Kore'nin de Asyalı bir kardeşimiz olduğuna inanıyorum. Beni içine çeken şey drama ve filmleri gibi gözükse de kültürlerine sahip çıkmaları, aile bağlarının güçlülüğü, birbirlerine karşı saygı anlayışını korumaları, eğitim sistemleri.. İnsanların bu sevgiyi yadırgaması da farklılıklara alışkın olmayan bir toplum olduğumuzun bir göstergesidir.


 

Köyümüzde telleri kopmuş bir çello, piano, gitar ve keman vardı. Müzik eğitimlerinin Türkiye'de arttırılması ve enstrümanların ucuzlaması muhteşem olmaz mı? 
Kore'de ki battaniyeler neden bu kadar ince aranızda kışın orada kalmayı düşünen varsa yorganını getirmeyi unutmasın!
 
 


 
Korece kalın kalın kitapları okuyacak kadar akademik düzeyde Korece öğrenmem gerekiyor!