Çarşamba, Ekim 10, 2012

Gyeongju Sooohjae


Lee Seung Gi'nin kalmış olduğu oda sol tarafta. Benim kaldığım oda ise aşağıda.  Kore Hükümeti Kültür Bursu 'na başvuru yazımda Kore'de ki alışveriş mağazalarına gitmek yerine köye ve yaşamaya devam eden tapınakları ziyaret etmek istediğimi belirtmiştim. Kabul aldıktan sonra home stay olarak bir ailenin yanında kalacağımız yazıyordu, bizde giderken hediyeler hazırladık. Türk kahveleri, pişmaniye, şekerpare, nazar boncukları, Kore'de Narni' nın kitabında ki şekerleme olarak biline lokumlar, çekirdek alıp gitmiştik ki bir ailenin yanında kalmak yerine farklı bir şehirde 4 - 5 kişilik gruplar halinde kalacağımızı öğrenip üzülmüştük ta ki pirinç tarlalarını, kimchi kaplarını görene kadar.. Karadenizli olduğum için mi bilmiyorum ama bir şehir de yeşilin tonları olmalı, havasını soluduğun zaman nefes alabildiğini hissetmelisin. Vardığımız zaman ilk kez Türk öğrencilerle beraber aynı odayı paylaşıp, yabancı öğrencilerle bir araya gelip geleneksel danslarımızı sergiledik. Erkekler bir kamyonla bizim köyümüzden daha çağdaş olan bir köye yerleşti. Wifileri, plazma televizyonları, playstationlarının olduğunu öğrendiğimizde fazlasıyla kıskandık. Köyde kalacağımız ilk gün için Türk arkadaşlarımdan Şerife'nin doğum günü için bir pasta aldık, alırken yine domuz eti var mı krizi yaşadık. Korece'yi öğrenemezsek noluyormuş ahjusshi ve ahjummalar bize yardım etmek ve anlamak için bizden daha çok telaş yapıyormuş. O akşam arkadaşlarımdan birisinin böcek fobisi olduğu için dışarıya çıkamadık. Telefonumu sık sık Kırgız ve Özbeklere ödünç veriyordum, onlarda konuşup ağlıyordu.. O akşam çıkıp uzun uzun onlarla konuştuk. Ardından böcek fobisi olan arkadaşımın yanına gidip aklını dağıtmaya çalıştık. Böcek gördüğü anda çığlık atıp, ağlamaya başlıyordu. Daha önce hiç köyde kalmamış. Gece yatarken'de tüm pencereleri kapatacaktık ama aramızdan birisinin de astımı varmış ve bir cam açık uyumuşuz, sabah kalktığım zaman titriyordum, burnum kıpkırmızıydı. Ama yine de güzeldi, akşamı iple çekiyordum.. Yemekler arasında domuz eti pişirilirken bizim için de ördek eti pişirildi. Duck yiyebiliyor musunuz diye sordukları zaman biz dog yemiyoruz nasıl ya? deyip TA' lere bakakalmıştık, sonra da ördek sesi çıkarmıştı yanlış anladığımız zaman. Kesinlikle bunu yaparken çok tatlıydı ama sevgilisi olduğunu sık sık gezide kızlarla birbirimize hatırlattığımız gibi, burada da hatırlatmak istiyorum. 


Arirang'ı çalarken bu tatlı amcanın Lee Seung Gi ile çekilmiş bir fotoğrafı var, hemen arkasında ki çerçevede. Yerinde olup böyle bir köyde kalmayı isterdim ama sevdiğim insanlarla birlikte. Her şeyden vazgeçmeyi istiyorum bazen ama yalnız kalmaktan korkuyorum, gerçekten birisine bağlanabileceğimi hissettiğim zaman onu asla bırakmayacağım. Sevgiye bağlanmak, onu korumak, büyütmek kadar güzel bir şey var mı bu Dünya'da? Seviyorum sizi! Gelelim köyümüzde geçen ikinci güne bunu anlatmayı sabırsızlıkla bekliyordum çünkü rüzgara karşı koyabildiğim nadir anlardan birisi. Bisiklet sürmesini Kolambiyalı Laura ve Afrikalı Yaw böcek fobisi olan arkadaşıma ve bana öğretti. Pirinç tarlaları arasında yaklaşık 6 -7 saat bisiklet sürdüm, sabah elbiseyle sürmeye yeltendiğimde bacaklarım nasıl sızlıyordu. O akşam bizim için köyde ilaçlandığı için böcek fobisi olan arkadaşımla beraber hiç içeriye girmedik. Akşam pijamalarımı giyip ilk pijama partime gittim, Arjantinli kızlarla beraber yeni aldığımız ojeleri deneyip, ardından ilginç öğrenci kahvelerden içip Latin Amerika'ya özel farklı tadı olan bir çikolata yedik. Ardından Türk lokumları.. Müzik ve dans.. Alışverişe çıktığımız her anda buraya tekrar geleceğim deyip durdum, şu anda sınırları zorlayıp tekrar gitmeyi o kadar çok istiyorum ki. Bir Türk diplomat kızı içi bu kız Japon milliyetçisi demişti, sanırım ben de kendimi Kore'ye kaptırdım ama anlaşılması gereken bir şey var. Türküm bundan gurur duyuyorum! Kore'nin de Asyalı bir kardeşimiz olduğuna inanıyorum. Beni içine çeken şey drama ve filmleri gibi gözükse de kültürlerine sahip çıkmaları, aile bağlarının güçlülüğü, birbirlerine karşı saygı anlayışını korumaları, eğitim sistemleri.. İnsanların bu sevgiyi yadırgaması da farklılıklara alışkın olmayan bir toplum olduğumuzun bir göstergesidir.


 

Köyümüzde telleri kopmuş bir çello, piano, gitar ve keman vardı. Müzik eğitimlerinin Türkiye'de arttırılması ve enstrümanların ucuzlaması muhteşem olmaz mı? 
Kore'de ki battaniyeler neden bu kadar ince aranızda kışın orada kalmayı düşünen varsa yorganını getirmeyi unutmasın!
 
 


 
Korece kalın kalın kitapları okuyacak kadar akademik düzeyde Korece öğrenmem gerekiyor! 

Kore Mevlana'nın kalbini misafir ediyor!

   Bir su damlası eline düştüğü zaman ne hissedersin?  Zamanın hızlıca elinden kayıp giderken bıraktığı göz yaşları, avucumuzda duran su damlası kadar küçük oluşumuz.. İnsanları kaybetmeye başladığınız zaman hayatınız da bir çok olumsuz şeye sebep olan insanlara bile bir şey olduğunda onu kaybederseniz üzüleceğinizi hissedersiniz. Kalbinizde nefrete ayırdığınız her bir oda mutluluğunuza engel oluyor. Hissedebiliyorum, çünkü uzun süredir insanlara ön yargı ile yaklaşıp, kendi yarattığım çemberin dışına çıkmamaya, yansımaları görmemeye çalışıyorum. Sevgi ile kalbini açtığın zaman karşında bulunan kişi de bu yansımalarla dolup, gözlerinde ki ışık dolu yansımaya tatlı bir tebessüm ile cevap verir,  ama bazen de kendini korumak zorunda kalıyorsun. İnsanların seni kullanmaya çalıştıkları noktada ya da hakkın üzerine geçilip kırıntılar üzerinde yürümeye çalıştıklarında.. Her şeyin yoluna girmesini diliyorum tüm kalbimle..

.
Kardeşim sen düşünceden ibaretsin,
Geriye kalan et ve kemiksin,
Gül düşünür gülüstan olursun,
Diken düşünür dikenlik olursun.
(Mevlana )


       Kore de bulunduğunuz kısacık bir zaman dilimi bile olsa kendinizden bir parça arıyorsunuz. Korelilerin Türkiye hakkında ki düşüncelerini, iki kültür arasında ki benzerlikleri ve Türkiye'nin hangi ürünlerinin Kore'ye ihraç edildiğini merak etmiştim bende. Burada Yeosu'da düzenlenen Expoda ki Türkiye ayrılmış olan yer hakkında ki bilgiler var: Expo Yeosu 2012 Turkey . Mevlana ve Asyalı bir bilgin aynı komposizyon içerisinde yer alıyor bu expo da. Aşağıda ki resimde ilk kaldığım Kookmin üniv. kampüsünde çekmiş olduğum bir fotoğraf, sözü görür görmez, önce ingilizceye çevirip ardından bu sözün neden seçildiğini merakla birbirimize sormuştuk. İşte Türk milletinin kendisinden, kendi tarihinden ilham alıp ilerlediğini dile getiren Mustafa Kemal Atatürk'e ait olan yazı;
Memleketimizi, Toplumumuzu gerçek hedefe, mutluluğa eriştirmek için iki orduya ihtiyaç vardır Biri vatanın hayatını kurtaran asker ordusu diğeri milletin geleceğini yoğuran kültür ordusu.
(Atatürk 1923)
 
Güney Kore Cumhuriyet'i ile serbest ticaret anlaşması imzalandıktan sonra kültür tanıtımını amaçlayan etkinlikler hem Türkiye hem de Kore'de düzenlenmeye başlandı. Exhibition: The Civilizations of Turkey, Emperors in Istanbul Türkiye'ye ait eserler Kore'de, bir yıl sonrada Kore'ye ait olan önemli eserler Türkiye'de sergilenecek. Yaklaşık bir yıl önce Türkiye'de açılan Kore sanatçılarına ait  resim sergisiyle beraber Türk ve Kore kültürü arasında ki bağlantıları tanıtan bir müze de Kore'de açılmıştı.
"Dost ve Müttefik Kore Cumhuriyetini ziyaret etmekten onur duyuyorum. Türk ve Kore halkları arasında ki dostluğun sarsılmaz bir güce sahip olduğuna inanıyorum. Türk halkının Kore halkına dosthane selamlarım. Ve iyi dileklerimi iletiyorum. "
Abdullah Gül Cumhurbaşkanı (15 Haziran 2010)
Cumhurbaşkanının gün içerinde çalışma yaptığı binanın hemen yanında yakın tarihe ait notlar barındıran bir merkez de Abdullah Gül'ün yazmış olduğu bir teşekkür mektubu yer alıyor. 

Cumartesi, Eylül 08, 2012

EXPO YEOSU 2012

Bin bir dil, bin bir rengin bir araya geldiği bir yer.. 12 Mayıs - 12 Ağustos tarihleri arasında Expo' ya Asya'nın kalbinde bir yer Kore - Yeosu ev sahipliği yaptı. Korean Government Invitation Program for Undergraduate Students from Major Partner Countries  öğrencisi olarak burada iki gün geçirme fırsatı yakaladık.  Sol fotoğrafta gördüğünüz tatlı insanlar program boyunca bize rehberlik yaptılar. ( iki kişi eksik )
Expo 2,710,000 ㎡ 'lik bir alana kurulu olduğu için gruplara ayrıldık, elimize aldığımız haritalarla birlikte ülkelere ayrılmış kısıma, marka tanıtımlarının olduğu bina  ve geleneksel dans gösterilerinin olduğu yerleri ziyaret ettik. Expo'da görevli olan insanlar dışında yurt dışından gelen çok az insan vardı. Bu yüzden Türk olduğumuzu öğrenen Kahramanmaraş dondurmacıları, harmoni ve harabocilerimiz bize fazlasıyla ilgi gösterdi. Bir amca bana şapkasını verdikten sonra bağıra bağıra benimle Korece konuşmaya başladı. ^_^ Bizim amcalar gibi sesli sesli konuştuklarında yabancıların onları anlayacağını düşünüyorlar herhalde. Kahramanmaraş dondurmacılarına gelince Seul'da geleneksel eşyaların satıldığı sokakta raslamıştık ama  Expo'da sokak başında bir Türk dondurmacısı ve kebapçısı vardı. (Pakistanlı beylerin işlettiği kebapçılardan uzak durmak gerekiyor, baharatları fazla kullanıyorlar / Aynı zamanda alışveriş marketlerinde satılan kebaplara da aldanmayan içine sos olarak bibimbapın tatlı-acı salçasından koymuşlardı. :/ ) Bir dondurmacıyı Kore'lilere "Alda git, yoruldum zaten "diye bağırırken yakaladım ve ardından kısık bir sesle merhaba dedim. Türkçe konuşmayı özleyen dondurmacı amcayla önce kaynattık, ardından da dakikalarca süren uğraşdan sonra dondurmalarımızı aldık. Peşimize takılan Meksikalı, Paraguaylı, Kolombiyalı, Azerbaycanlı ve Arjantinli arkadaşlarımızı da alıp Türk pavillion (köşkünün) yolunu tuttuk. ( Özel bir yazıda anlatacağım. )
                 Birinci gün akşam izlemek için iki seçeneğimiz vardı; Girls Generation konseri ve Big Show. Seçimimiz aramızda korece şarkı söyleyen iki kişi olduğu için (Gibran ve Hebi) Girls Generation konserini seçtik ama konser alanını çok geç bulduğumuz için büyük okyanus şovu oldu. ^_^ Konseri kaçırdığımız için hepimiz şanslıyız :3, suyun dalgalanmasını, rüzgarla dansını izlemek daha eğlenceliydi. :p Şov bittiği zaman karışıklık çıkınca grubumda ki insanları kaybettim ve yanlış çıkış kapısından çıktım, kayboldum.T_T Çevremde ingilizce bilen insan var mı acaba diye etrafıma bakarken Koreli bir ailenin yanına gittim, ardından bir çikolata amca en sonunda Amerikalı bir aile bana yardım etti. Ben bir şeyler anlatmaya çalışırken hemen ingilizce bilen birine telefon açıp, derdimi ona anlatmamı isteyip, telefonda ki kişinin verdiği önerilere göre bana yardım ediyorlardı. Seoul, Incheon, Yeosu, Gyeongju, Busan nerede olursam oluyum yardım etmeye hazır insanlar vardı. (Asyalı sıcak insanlar işte ^_~)          Döndüğümde Yeseul beni karşıladı. "Kalacağımız yerin kartı yok mu sende? " ardından kartları dağıtan rehber gelip beni unuttuğu için özür diledi. Vaktinde varmıştım, benden sonra geride kalan kişileri aramaya başladık. ( sahile gidenler dışında :p )

Yer Çekime karşı koyan yakışıklı ahjusshi! 
Bunu nasıl başardığını anlamak için Hebi' yle 3. kattan aşağıya koşarak indik, etrafında dolaştıktan sonra karşısına geçip sorgulayan gözlerle dikilmeye başladık. İşte Ahjusshinin bizi fark dip el sallamaya başladığı an!  
Ahjusshi'mizin sırrı: http://en.wikipedia.org/wiki/Levitation (Ece teşekkür ederim.. ^_^)

Kahve Molası
O sehpanın üstünde duran iğne oyası mı? Eğer öyleyse Expo'da iğne oyasından yapılmış büyük bir Kore bayrağı vardı. Sol tarafta bulunan iki bardak Arjantin'in özel bir içeceği, kafein içermediği halde içinde ki bitki karışımından dolayı insanı zinde tutuyor. (Arjantin'li arkadaşlarımda da olduğu için deneme fırsatım oldu.)  Sağ tarafta bulunan stand Kolombiya  kahveleri' nin .